Lütfen kayıt yapıp yessyeni bir ürün ekleyin.

FIGHT CLUB ,LÜKS, TÜKETİM!

FIGHT CLUB ,LÜKS, TÜKETİM!

1996 yılında Chuck Palahniuk’un aynı adlı kitabının 1999 yılında  beyaz perdeye uyarlaması olan ve  yönetmenliğini David Fincher’ın üstlendiği ‘’Fight Club’’ filminden bahsedeceğiz bu yazımızda.

Öncelikle belirtelim her ne kadar filmin adı dövüş kulübü de olsa bu film bir boks filmi değil. Filmin adından dolayı bu beklenti ile filmi izleyenler hayal kırıklığına uğramış olabilir. İzleyenler beri gelsin, izlemeyenlere de şiddetle tavsiye edelim.

Dövüş Kulübü aslında günümüzde daha da artan  egemen tüketim olgusunu yenebilmek için, kargaşa ve anarşiyi alt metin olarak kullanarak, marka düşkünlüğünün, ihtiyaç fazlası tüketimin ve tüketici kimliklerimizin sansürsüz bir eleştirisidir diyebiliriz sanırım. Anlatıcı (Edward Norton) modern toplumun köleleştirdiği bir beyaz yakalıdır ve kimliğini satın aldığı eşyalarda bulmaktadır. Çeşitli iletişim kanalları,reklamlar gibi araçlar ile kendisine dayatılan ve aslında ihtiyacı olmayan eşyaları satın alan bir karakter. Tyler Durden ise artık sistemden çıkmak isteyen anlatıcının bilinç altında yarattığı hayali bir karakterdir ve ipleri yavaş yavaş eline almaktadır.

Filmde eleştirisi yapılan tüketim davranışlarına bakalım;

Anlatıcı tamamen sahip olma güdüsü ile alışverişlerini yapıyor. Zaman geçirmediği evi için IKEA dergilerinden mobilya seçiyor, kıyafetlerini DKNY, Calvin Klein gibi lüks markalardan seçiyor ve reklamlardaki gibi olmak, aslında sadece sahip olma güdüsüyle bunları yapıyor, satın aldığı eşyaların kölesi oluyor.

Anlatıcıdan alıntılar ile devam edelim;

‘’Yuva yapma iç güdülerine tutsak düşen bir tek ben değildim. Hepimizde Johanneshov markalı koltuktan var, yeşil çizgili Strinne deseniyle kaplı. Hepimizde Rislampa/Har markalı aynı kağıt lambadan var. Çelik üstüne çinko kaplama Vild marka ayaklı saatim. Tanrım ona sahip olmasam ölürüm.’’
‘’Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı. Sonra hayallerinizdeki yatak. Perdeler. Halılar. Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğun şeyler gün gelir senin sahibin olur. ‘’

Öte yandan bu zincirlerden kurtulmak isteyen bilinçaltı kahraman Tyler Durden bu durumu şöyle tanımlıyor ‘’reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor. Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar ; neden ? Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için’’.

Daha fazla uzatmayalım tüketme alışkanlığının çarpıklığı ile ilgili filmden bir çok alıntı bulabilirsiniz. Gerçekten de günümüzde alışverişlerimizi sadece ihtiyaçlarımız mı belirliyor? Bütçemizi ne kadar doğru yönetiyoruz? Alışkanlıkları değiştirmek, trendlerin tersine hareket etmek zor biliyoruz, ancak günden güne azalan kaynaklar ile bu tüketme eğiliminin sürdürülebilir olmadığını biliyoruz.

Bunu değiştirmeye başlamak adına ‘’ikinci el’’ eşya alışverişini bir fırsat olarak görüyoruz.

Peki sizin aldıklarınızın ne kadarına gerçekten ihtiyacınız var?